EDİRNE, OSMANLI`NIN 2. BAŞKENTİ...

13.01.2014
Edirne, Osmanlı`nın 2. Başkenti...
Ainos (Enez) yakınlarında M.Ö. 5500-5000 yıllarına rastlayan dönemde, Anadolu özellikleri taşıyan çanak çömleği ve sur duvarlarıyla bir koloni niteliğinde olan ve Balkanlar`da bilinen en eski neolitik kültürlerden de eski bir yerleşim yeri vardı.

Sonraları Trakya`ya yerleşen, cesaret ve savaşçılıktaki büyük becerileri pek çok ülkeyi korkutan Traklar`ı, bu niteliklerinden dolayı Atinalılar da, Romalılar da ordularında ücretli asker olarak görevlendirdiler. Traklar`da, mağaradan, güçlü kalelere, çiftliklerden, kazıklar üzerinde inşa edilmiş balıkçı köylerine ve açık kentlere kadar çok çeşitli yerleşme biçimlerine rastlanırdı. 

OSMANLI DÖNEMΠ
1354`de bir gece Süleyman Bey Kallipolis (Gelibolu) kalesini aldı ve Osmanlı kuvvetleri Trakya`ya akınlara başladı. Artık Trakya`da Türkler`in ayak sesleri duyuluyordu. 1360`da Didymotheikos (Dimetoka) fethedildi. I. Murad (1359-1389), tahta çıkışından başlayarak Rumeli`nin ele geçirilmesi için yapılan girişimlere büyük önem ve hız verdi. Sultan, Çorlu ile Keşan`ın da Osmanlı yönetimine geçmesinin ardından, Lala Şahin Paşa`yı Hadrianopolis`in fethi ile görevlendirdi. Lala Şahin Paşa, Hacı İlbeyi ile birlikte bu görevi yerine getirerek ken- ti Bizanslılar`dan aldı. 1362`nin Temmuz ayında I. Murad döneminde Hadrianopolis artık Türkler`indi. I. Murad`ın Celayirli hükümdarı Üveys Han`a gönderdiği fetihnamede kentin adı Edirne olarak yer aldı. Fethedilen bu yeni kenti büyük bir onurla ziyarete gelen I. Murad, kalenin yönetimini Lala Şahin Paşa`ya bıraktı. Bundan sonra Edirne Türkler`in Rumeli`yi fethetme hareketlerinde çok önemli bir askeri üs oldu. 1363`de Lala Şahin Paşa Filibe`yi ele geçirmek amacıyla buradan harekete geçti. Ertesi yıl, Sırp, Eflak ve Macar birliklerinden oluşan haçlı ordusuna karşı Sırpsındığı Savaşı, Edirne`nin 25 km. batısında gerçekleşti. Sultan Murad bir gece düşünde, ak sakallı, nur yüzlü bir kimseyle yarenlik ederken, o kişi ona Edirne`de bir saray yaptırmasını söylediğinden, Edirne`de büyük bir saray inşa ettirildi. 

Edirne`nin parlak dönemleri

17. yy`da ise I. Ahmed`den (1603-1617) başlayarak bu ilgi daha da arttı. II. Osman (1617-1622) ve daha sonra IV. Murad (1623-1640) Edirne koruluk ve ormanlarında büyük av eğlenceleri düzenlediler. "Avcı" adıyla anılan N. Mehmed (1649-1687) ise çoğu zamanını burada sürek avına çıkarak geçirdi. 1670`lerde Edirne`yi neredeyse ikinci bir yönetim merkezi yapan N. Mehmed, Rus ve Leh Seferleri`ne de Edirne`den başladı.

Yaşamını Edirne`de sürdürmeyi seven bir başka sultan, II. Mustafa (1695-1703) Edirne Vakası diye bilinen ayaklanma sonunda 1703`de tahtından uzaklaştırıldı.

Türkler`le Ruslar arasındaki Prut Savaşı`ndan sonra 16 Nisan 1712`de Prut Antlaşması yapılmasına karşın, üzerinden yedi ay geçtiği halde Ruslar Lehistan`ı (Polonya) terketmediler. Bunun üzerine Osmanlı Devleti sefer kararı aldı. III. Ahmed (1703-1730) İstanbul`dan Edirne`ye hareket etti. Bu durum karşısında kaygıya kapılan Rus Çarı I. Petro, görüşmeye hazır olduğunu bildirdi. Edirne`de yapılan görüşmeler sonunda 24 Haziran 1713`te Edirne Antlaşması imzalandı. İmzalanan antlaşmaya göre, Ruslar Lehistan`ı iki ay içinde boşaltacaklar, IV. Mehmed dönemindeki sınır çizgisi esas olarak alınacaktı. Ruslar aynca Osmanlı İmparatorluğu`nda misafir olarak kalan İsveç Kralı XII. Karl`ın da Rus topraklarından bir Türk koruma birliğinin eşliğinde geçirilerek ülkesine dönmesini kabul ettiler. 

II. Bayezit Külliyesi. Sultan II. Bayezıt kapısında karşılıyor gelenleri. Tahta çıktıktan bir kaç sene sonra Basarabya`ya (Moldova) sefere giderken Edirne`de konakladığını anlatıyor. Darüşşifanın yapımını o zaman başlatmış. Sayısız kurban kestirmiş temeli atarken. Seferden elde ettiği gelirle dört yılda tamamlanmış inşaat. Yanında camisi, tıp medresesi, hamamı, imarethanesi ile darüşşifa yüzlerce yıl ücretsiz hizmet vermiş hastalara. Evliya Çelebi bile bu eşsiz kurumu anlatmaktan aciz kalmış, demiş ki: 

"
Orada bir Darüşşifa vardır ki, dil ile tarif edilmez, kalemler ile yazılmaz



Külliye, Balkan Savaşları sırasında hastalara hizmet vermeyi bırakmış ama günümüzde Edirne Sağlık Müzesi`ni barındırıyor. Birinci avlunun girişindeki poliklinik odalarında "Eczacılık Tarihi", "Osmanlı`da Cerrahi" gibi konularda sergiler var. 



Şifahane bölümünde hastanenin müzisyen ekibi karşılıyor gelenleri. Haftada 3 gün tüm hastalara konser veren müzisyenler, her bir hastalık için ayrı makamda parçalar seslendirmişler bu hastanede. Bugün bizi karşılayanlar sadece manken; müzik yapamıyorlar ancak poz verebiliyorlar. 



Bir sonraki durak Sarayiçi`. Geçmişte Osmanlı Sarayı`nın bulunduğu, günümüzde Kırkpınar güreşlerinin yapıldığı yer. "IV. Mehmet Av Köşkü Kır Kahvesi"`nde kahvelerimizi içtik. Osmanlı saray yapıları olsa, kimbilir neler anlatacaklardı ama 19. yy`daki Rus işgalleri sırasında yok olmuşlar... 



Selimiye ile buluşma vakti geldi de geçiyor. Sarayiçi`nden sonra doğru Selimiye Meydanı`. Avlusuna girenleri önce şadırvan karşılıyor. İçerde görkemli kubbeyi, kubbenin altındaki müezzin mahfelini görüntülemeye çalışıyorum. Ünlü "Ters Lale", bu mahfelin ayaklarından birinde işli. Selimiye`nin minberi de çok kıymetli ve özel. Anlatılanlara göre padişah, Sinan?dan altın bir minber istemişti ama Sinan, ?altın minberi çalmak isteyip harap ederler, ben altından da kıymetlisini yapacağım? diyerek tek parça mermerden işlenmiş 25 basamaklı bir minber yaptırdı. 




Arasta`nın çıkışında tekrar bir yapının sesini duyar gibi oldum. Meydan çeşmesinden geliyormuş ses. Kendisini yaptıran Merzifonlu Kara Mustafa Paşa için üzülüyor hala. Çocukluk arkadaşı sadrazam Köprülü Fazıl Ahmet Paşa` nın ölümünden sonra sadrazam yapılmıştı Merzifonlu.Ç ok iyi bir devlet adamı idi ama adı başarısızlıkla biten II. Viyana Kuşatması ile özdeşleşti. Başarısız kuşatmadan sonra Belgrad`da idam edildi, kesik başı Edirne Sarayı`na gönderildi. Çeşmesi de o günden beri küskün ve neşesiz sanki. 



Duvarlarda Edirne tarihini anlatan eski tablolar...Edirne`de dökülen toplarla İstanbul`un fethi, Balkan Savaşı`ndaki işgal günleri, hepsi bu tablolarda... Müzik sesi gelen yer tavanı işlemeli bir salon Sahnesinde nikah masası kurulmuş, bir nikah törenine hazırlanılıyor. Sanırım sahneyi süpüren görevlinin eli. Işıklar yanınca ben de duvarlardaki çini çerçeveleri gördüm. İçlerinde önemli tarihi kişiliklerin tabloları, Namık Kemal`ler, Ziya Gökalp'ler, padişahlar, paşalar...