Osmanlının bir an evvel parçalanması

04.08.2014
Şakir İlyasoğulları
Osmanlının bir an evvel  parçalanması 

  Değerli Okurlar ; Bu günkü yazımızda Batı Devletlerinin o günkü tabiriyle Düveli Muazzama' nın Osmanlının bir an evvel  parçalanması ve Balkan Coğrafyasındaki varlığının  sona ermesi için  birbirleriyle nasıl yarıştıklarını anlatmaya çalışacağım. 93 Harbi olarak bilnen 1877-1878  Osmanlı Rus Savaşından sonra  Selânik- Manastır ve Kosova Vilâyetleri Azınlıklarla ilgili olarak ağır şartları içeren  bazı reformlar yapılması  şartıyla Osmanlı'ya bırakılmıştır. Bâb-ı Âli ise  Rumeli'nin kaybına sebep olacak bu reformları haklı olarak ötelemektedir. Başta Bulgaristan-Yunanistan-Sırbistan ve küçücük bir prenslik olan Karadağ ise bu reformların bir an önce gerçekleştirilmesini istemektedir. Özellikle Makedonya'da Bularlar yanlarına Makedon Komitacıları da alarak diğer yandan da Yunan Komitacı çeteleri Müslüman Köylerini basarak katliam ve soygunlar gerçekleştirmektedirler. 1902 yılında Avusturya ve Macar İmparatorluğu ve Ruslar ise bu Reformların gerçekleşmemesi durumunda  " Dış Güçlerin "  Müdahale  edeceği tahdidinde bulununca ,Sultan Abdülhamid acele olarak " Rumeli Hakkındaki Tâlimat " adıyla bir reform paketini yürürlüğe koymuştur. 8 Aralık 1902 tarihinde  faaliyete geçen Selânik Merkezli bu Kuruluşun başına da Hüseyin Hilmi Paşa getirilmiştir. Bu reformlara göre Bölgedeki Nüfus oranı dikkate alınarak Hristiyanlardan da jandarma alınacak ve ayrıca Mahkemelerde Hristiyan memurlar görevlendirilecektir. Bulgar çeteleri  Jandarma olacak olan Hristiyanları öldürmekle tehdit etmiş ve bazı Hristiyan Jandarmaları da öldürmüşlerdir. Affedilen siyasi suçlular ise tekrar komitacılık faaliyetlerine  devam etmişlerdir. RUSLARIN MİTROVİÇE'DE KONSOLOSLUK AÇMASI : 16 Ocak 1903 tarihinde Ruslar Osmanlının karşı koymasına rağmen Mitroviçe'de bir konsolosluk açmışlardır. Osmanlı ;  Siyasi suçların affı ve Arnavutların Kanun dışı Faaliyetlerinin engellenmesi talebini kabul etmiştir.  Arnavutlar Mitroviçe'de Konsolosluk açılmasını ve Hristiyan Jandarma alınmasını istemiyor. Bu yüzden Yeni Pazar -İpek -Priştine-Yakova-Mitroviçe ve Vuçitrn'da 30 Mart 1903 günü binlerce Arnavut ayaklanmıştır. 18 nci Nizamiye Taburu başarılı bir şekilde bu ayaklanmayı bastırmıştır. 
MİTROVİÇE'deki RUS KONSOLOSUNUN ÖLDÜRÜLMESİ : 31 Mart 1903 günü bir Arnavut Neferi Mitroviçe'deki Rus Konsolosu GRİGORİ ŞERBİNA'yı öldürmüştür. Osmanlı bu askeri idama mahkûm etmiş, ancak Rus ÇARI NİKOLA , Sultan Abdülhamid'e ricada bulunarak bu askerin idam edilmeyip cezasının hapse çevrilmesini istemiş ve bu asker idam edilmemiştir. Bu talep o günkü  Rus siyasetiyle ilgilidir. Arnavutların İpek ve Yakova'daki isyanı 1903 yılı mayıs ayında tamamen batırılmıştır. Osmanlı Topraklarında bulunan  Batılı Sefirler Sultan Abdülhamid'e , Rumelide faaliyet gösteren Çetelere şiddet uygulanmaması konusunda  baskı yapmaktadırlar. Sonuçta Osmanlı çaresizdir, ve Rumeliyi kaybetmemek için bu tavizleri vermek zorunda kalmıştır. Bu yüzden Rumelinin kaybı ile sonuçlanan  Balkan Savaşlarına , savaşan taraflara bakıldığında  ben  " HAÇLI SEFERİ "olarak nitelendiriyorum.

28 Nisan 1903 günü Selânik Limanında Bulgar ve Makedon Komitacılar GUADALQUİVİL adlı bir Fransız Gemisini 50 adet dinamitle havaya uçurmuşlar, aynı gün  Selanik'teki Elhamra Tiyatrosu  ve Olimpos Meydanındaki Birahaneler bombalanmış ve 180 kişi ölmüştür. Osmanlı hiç bir suçu olmadığı halde  batırılan Fransız gemisi için tazminat ödemiştir. Osmanlının  bu teröristlere  sert davranmaması mümkün mü. 1903 yılının Mayıs-Haziran ve Temmuz aylarında  Osmanlı takriben 1000 dolayında Komitacıyı öldürmüştür.
2 Ağustos 1903 günü Ortodoksların Aziz İLİYA yortusunda Bulgar Komitacılar bazı Makedon Komitacılarla birlikte büyük bir ayaklanma başlatmışlar ve Müslüman köylerine saldırarak katliam yapmışlardır. Kruşevo'da Cumhuriyet kurduklarını ilân etmişlerdir.Üsküp Civarına da yayılan bu isyan aynı yıl Ekim ayı sonunda bastırılmıştır. Üçüncü Ordu Komutanı Şemsi Paşa ve Kurmay Başkanı Binbaşı Mustafa  Fevzi (Çakmak) büyük bir gayret sarf ederek , Arnavutlara bu İsyana destek vermemelerini , destek vermeleri durumunda , Osmanlının Rumeli'yi kaybı gerçekleşirse ; Sırp ve Bulgar  egemenliğine gireceklerini anlatmış ve Arnavutlar bu isyanda Osmanlı'nın yanında yer almıştır. Her şeye rağmen  , yine de bir savaş yeteneği ve tecrübesi  olan Osmanlının; Dış güçlerin yardımı olmaksızın, Balkan Devletlerince mağlup edilip Rumeli'den atılamayacağı anlaşılmıştır. Osmanlı sadece Balkanlarda değil, aynı anda Suriye Cephesinde İngilizlerle, Trablusgarpta  savaşmış, Hicazda  ve İmparatorluğun bir çok yerinde asker bulundurmak zorunda kalmıştır. Bu süreçte Osmanlı'nın samimi bir müttefiki de yoktur. Yani Osmanlı hep yalnızdır. Ancak 1914 yılında Osmanlı'nın Almanlarla Müttefik olması  ve Birinci Dünya Savaşına katılması , Almanların mağlup olması  İmparatorluğun sonunu getirmiştir.
MANASTIR'da Rus Konsolosu Aleksandır ARKADİYEVİÇ ROSTOVSKİ'nin 8 Ağustos 1903 tarihinde öldürülmesi:
Ruslar 1861 yılından itibaren Manastır'da konsolosluk açmışlardır. 1877-1878 yılları arasındaki Osmanlı -Rus savaşı dönemi  hariç bu Konsolosluk kapatılmamıştır. 1895 yılında Ruslar Manastır'a  bir Rus Asilzadesi olan Alkesandır Arkadiyeviç ROSTOVSKİ'yi atamışlardır. (1860-1903) . Bu konsolos Diplomatik teamüle aykırı  davranışları ve nobran tavrıyla zalimane tutumuyla  ve Osmanlı Tebasını küçük gören bir anlayışla halkın  tepkisini çekmiştir. Adeta olay çıkarıp , Osmanlıya yabancı güçlerin müdahalesini gerektirecek davranışlar sergilemiştir. Müslüman Ahali tarafından sevilmeyen bu Konsolos ; bir keresinde arabasının arkasına asılan bir çocuğu bizzat feci bir şekilde dövmüş , bu çocuğu Konsolosun elinden bir  Osmanlı neferi kurtarmıştır. Yine kendisini tanımayıp selam vermeyen bir Osmanlı  Neferini azarlayıp tokatlamıştır.(Dr. Hasip Saygılı'nın araştırmaları) Bütün bu iddialar Manastır'daki İngiliz Konsolosu Mc Gregor tarafından İngiltere Dış İşleri Bakanlığına sunduğu raporda da teyid edilmiştir.
O tarihlerde Manastır'da 13 Ülkenin Konsoloslukları vardır. Bu yüzden Manastırlılar halen Manastıra Makedonca " GRADOT NA KONZULİTE"  yani Konsolosluklar  Kenti derler.
8 Mayıs 1908 sabahı Rus konsolosu yazlık Rezidansının bulunduğu Manastır Yakınındaki BUKOVA'dan yanında Bulgar öğretmen Misirkov olduğu halde  , Manastır'a doğru hareket eder. Konsolos  aracıyla Nüzhetiye Karakolunun önüne geldiği zaman , orada görevli bulunan Halim adlı Osmanlı neferi kendisini  muhtemelen tanımayıp selam vermemiştir. Kaldı ki konsolos resmi Üniformasını da giymemiştir. Buna çok hiddetlenen konsolos ROSTKOVSKİ , Osmanlı neferine ağır sözler söyleyerek aracından iner ve kamçısıyla vurmaya başlar, nefer de  tabancasını çekerek Konsolosu öldürür. Görgü tanıklarına göre Konsolos tabancasına davranmış ve iki el ateş etmiştir. Olaydan sonra da bu tabanca Konsolosluğa götürülüp teslim edilmiştir. Manastır Valisi Alim Rıza Paşa (Daha sonra Damat Ferit Paşanın yerine Sadrazam olacaktır)  Konsolos için bir doktor gönderir, ancak bu Ruslarca kabul edilmez. Olayın yakınındaki bir yerde bulunan ve silah sesini duyan  Erkânı Harp (Kurmay) Yüzbaşı Enver (Enver Paşa) derhal olay mahalline gelir ve Nefer Halimin elindeki silahı alır. Asker ise soğukkanlı bir şekilde "ben vurdum " der ve silahını teslim eder.
Ruslar bu olay üzerine Osmanlıya Diplomatik teamüllere pek uymayan çok sert bir NOTA verirler. Osmanlı ise faillerin  en kısa sürede cezalandırılacağını  bildirir. Hatta Sultan Abdülhamit oğlu Şehzade Ahmet' i İstanbul'daki Rus Sefirine taziyeye gönderir. 31 Mart 1903 günü Mitroviçe'de öldürülen Rus Konsolosu için fazla bir tepki vermeyen Ruslar bu sefer bu olayı tahmin edilemeyecek boyutta büyütmüşlerdir. Çar İkici NİKOLA ROMANOF 17 Ağustosta Karadenizde İğneada açıklarına  Karadeniz Rus Donanmasının bir filosunu gönderir. Aynı tarihlerde Selanik  açıklarında bir İngiliz savaş gemisi de vardır.  Yabancı güçlerin müdahalesinden çekinen Padişah Abdülhamit , Rusların bu konuda verdiği ikinci NOTA'yı da kabul eder. Bu satırlarımızda Abdülhamit Han'ın  İmparatorluğun dağılmaması için ne kadar çok  gayret sarf ettiğini ve çok zor günler geçirdiğini anlatmaya çalıştık. Konsolos'un öldürülmesinden sonra ,, Bulgar Komitacılarının Manastır'daki diğer konsoloslara suikast düzenleyeceği dedikodusu yayılır. Bunun üzerine batılılar Osmanlının bu konuda güvenlik önlemlerini arttırılmasını talep ederler.
Konsolos Rostkovski'nin Cenazesi Manastır'da 19 Ağustos 1903 günü abartılı bir törenle kaldırılırken , Osmanlı iki Taburluk bir kuvveti güvenlik için görevlendirmiştir.     Çünkü anılan tarihte İLİNDEN isyanı henüz bastırılmamıştır. Bu cenaze töreninde Yüzbaşı Enver Birliğiyle törene katılmak istememiştir. Ancak Cenazenin geçişi sırasında beş adet top atışını görevi gereği yaptırmıştır. Ancak Yüzbaşı Enver Bey (Paşa) bu olay için çok utandığını ifade etmiştir. Bu olaydan sonra Yüzbaşı Enver, Sultan Abdülhamit ile olan gönül bağını koparmıştır. 1902 yılında Makedonya'ya atanan Yüzbaşı Enver  1908 İkinci  Meşrutiyetin ilânına kadar bu topraklarda kalmıştır. Bu bölgeyi avucunun içi gibi bilen bu kahraman ve cesur Osmanlı Subayı , bu süre içerisinde özellikle TİKVEŞ Bölgesinde tam 54 kez Bulgar ve Makedon Komitacılarla çatışmıştır.
Konsolosun cenazesine gelince , Cenaze 19 Ağustos günü Manastır'dan Selanik'e getirilmiş ve oradan Deniz yoluyla bir Gambota bindirilerek,  İstanbul Boğazından geçerek , 26 Ağustos 1903 günü Odesa'ya ulaşmış ve aynı gün orada toprağa verilmiştir. Bu gün için Manastır'daki Hristiyan Mezarlığında bulunan  Konsolos Rostovski'ye  ait mezarda ise Konsolosun gömülen iç organları bulunmaktadır. Ruslar bu olayın iyice araştırılıp bütün suçluların cezalandırılmasını istemiş, Vali Ali Rıza Paşa'yı   gerekli tedbirleri almadığı gerekçesiyle sorumlu tutmuşlardır. Osmanlı yönetimi Vali Ali Rıza Paşayı İstanbul'a uğratmadan doğrudan Trablusgarp'a tayin etmiştir . Bu suikast olayından , 1912 Balkan Savaşlarına kadar Makedonya'da komitacılar 3300 Siyasal Cinayet işlemişlerdir. 
Osmanlının son kazandığı Savaş Yunanlılarla yaptığı Tesalya Savaşıdır. Burada Dömeke savaşını kazanan Osmanlı Ordusu Komutanı Müşir Ethem Paşaya Sultan Abdülhamit Yıldırım savaşı emrini vermiştir.Bundan maksadı Batılıların bir müdahalesiyle karşılaşmadan Yunan Ordusunun işini bitirmektir. Sadrazam Halil RIFAT Paşa, Sultan Abdülhamid'e , Ordunun Atina'ya girmesini ısrarla önerir . Zeki bir Padişah olan Abdülhamit aynen şu cevabı verir. "Olmaz Düveli Muazzama  o zaman müdahale eder " cevabını vermiştir. Nitekim bir gün sonra Rus Çarı İkinci Nikola Romanof, Abdülhamid'e ,  Bir telgraf göndererek İngiltere ile anlaştıklarını beyanla Savaşın durdurulup barış anlaşması yapılmasını istemiştir. Bu savaşı kazanan  Osmanlı olmasına rağmen Yunanistan Batı Devletlerinin desteğiyle savaş tazminatı ödemediği gibi toprak bile kazanmıştır.
 
Gelelim 26-30 Ağustos 1922 tarihleri arasındaki Büyük taarruza. Bu Savaşta Yunan Ordusunun 100.000 dolayında asker kaybı vardır ve Yunan Ordusu tamamen dağılmıştır. Bu bozgundan sorumlu tutulan başkomutan HACIANESTİS ve ayrıca beş general ,Yunan  başbakanı ve iki Bakan  Yunanistan'da kurşuna dizilmişlerdir.  Kahraman Ordumuzun İzmir'e girdikten sonra Büyük ATATÜRK'ün  Selanik'ten  samimi arkadaşı olan Nuri CONKER , ATATÜRK'e " Paşam Yunan Ordusu dağıldı, Selanik'teki eviniz aynen duruyor,Refet Paşa'ya ( İstanbul'da bulunan 6. ncı Kolordu Komutanı  Tümgeneral Refet BELE)  emir veriniz gidip Selanik'i geri alsın"  Büyük Asker ve Büyük devlet adamı ATATÜRK ise "  Olmaz Nuri ,O zaman Batılı devletler bize karşı birleşebilirler" cevabını verir.
  
 Bu yazımızın son satırlarına doğru son derece duygulandım. Yazımızda ismi geçen bütün Kahramanlarımızı Rahmetle anıyoruz. 

Şakir İlyasoğulları   

Yazarın Diğer Yazıları

  • Hüzünlü Bir Olay ...

    Hüzünlü Bir Olay

  • Atatürk'ün Babasının ...

    Atatürk'ün Babasının Evi

  • Tarihsel Bilgiler...

     Tarihsel Bilgiler   Sayın...

  • Çanakkale Savaşının Ardın...

     Çanakkale Savaşının Ardından D...

  • Balkanların Kalbindeki S...

     Balkanların Kalbindeki Sahne...

  • 33. İstanbul Filim Festiv...

     33. İstanbul Filim Festivali Ohri kalesinden Şehre kuş...

    Ohri kalesinden Şehre kuşbakışı, hasretle bakmak.

  • Mustafa Kemal ATATÜRK...

    Mustafa Kemal ATATÜRK'ün  Müzik Anlayışı